[color=]Türkiye’de Çayır Bitki Örtüsü Nerede? Ezberleri Sorgulayan Cesur Bir Tartışma[/color]
Merhaba forumdaşlar,
Konuya net bir iddia ile giriyorum: “Çayır”ı Türkiye coğrafyasında hâlâ gereğinden fazla genelliyoruz ve bu yüzden yanlış sorular sorup eksik cevaplar veriyoruz. Haritada bir bölgeyi bütünüyle “çayır” diye boyamak, gerçek araziyi, yükselti katlarını, mikroiklimleri ve insan etkisini yok saymak demektir. Gelin, ezberlere değil veriye ve sahaya dayalı, ama aynı zamanda kalbi de kulak veren bir tartışma açalım.
[color=]Önce Kavram: “Çayır” Neresi, “Mera” Neresi, “Bozkır” Neresi?[/color]
Çayır, genel olarak nemli koşullarda gelişen, biçilmeye uygun, çok yıllık otların baskın olduğu ve çoğu kez suya yakın (taban suyu yüksek, akarsu kenarı, dağ eteği selüvyonları) kesimlerde görülen bir örtüdür. Mera ise daha geniş bir şemsiye: otlatmaya ayrılmış alan; kurak yerlerde bozkır merası olur, nemli yerlerde çayır merası. Bozkır (step) ise yağış yetersizliğinin belirlediği, seyrek ve kurakçıl türlerle örülü bir sistemdir. Kısacası “çayır = her yerde yeşil ot” değildir; hidromorfik toprak, taban suyu, sis-yağışı ve kar erimesi gibi nem girdilerinin sürekliliği ister.
[color=]Bölgelere Göre Dağılış: Sadece “Karadeniz ve Doğu’da” Diyip Geçmek Neden Yetersiz?[/color]
Evet, ders kitabı cümlesi doğruya yakın: çayır, Türkiye’de en çok Karadeniz’in nemli, Doğu Anadolu’nun yüksek ve uzun süre kar örtülü kesimlerinde yaygındır. Ama bu, fotoğrafın sadece geniş açı kısmı. Detaya inmeden gerçek dağılımı anlayamayız.
[color=]Doğu Karadeniz ve Yüksek Karadeniz Sıradağları: Sis, Oroğrafik Yağış ve Yayla Çayırları[/color]
Doğu Karadeniz’in denize bakan yamaçlarında orografik yağış, yıl boyu yüksek nem ve yaz sisleri alt kuşakta ormanları, üst kuşakta ise orman-üstü zonunda (yaklaşık 1.800–2.400 m ve üstü, yerel farklılıklar saklı) yayla çayırlarını besler. Bu çayırlar genellikle yazları biçilir; otlatma baskısı arttıkça tür kompozisyonu değişir. Rize, Artvin, Giresun, Trabzon’un iç kesimlerinde “yayla çayırları”, su kaynaklarına yakın alanlarda daha kalın ot örtüleri oluşturur.
[color=]Doğu Anadolu: Kar Örtüsü, Geç Eriyen Karlar ve Taban Suyu Çayırları[/color]
Erzurum-Kars platosu ve Doğu Anadolu’nun yüksek havzalarında kışın kalın kar örtüsü ilkbaharda güçlü bir erime suyu girdisi sağlar. Özellikle çanak tabanlar, akarsu çökelleri, düzlükler ve çay yatağı yakınları “taban suyu çayırları” ile kaplanır. Yazın serin geceler ve düşük buharlaşma da bu çayırlara süreklilik kazandırır. Burada çayır, yalnızca “yüksekte olmak” değil; hidrografya, mikrorelief ve tarımsal kullanımın ince dengesidir.
[color=]İç Anadolu ve Geçiş Kuşakları: Çayır mı, Çayır-Bozkır mı?[/color]
İç Anadolu’nun genel karakteri bozkırdır; ancak vadi tabanları, kapalı havzaların kenarları, taban suyu yüksek alüvyal ovalar, kaynak başları ve sulak düzlüklerde “çayır adacıkları” çıkar. Bu alanlar sık sık “çayır-bozkır geçişi”dir; yağışın nispeten iyi olduğu yıllarda çayır baskınlaşır, kurak yıllarda bozkır türleri öne geçer. Yani haritada yekpare sınıflama çoğu yerde çöker; mevsimsellik ve suya erişim çizgiyi dalgalandırır.
[color=]Akdeniz ve Toroslar: Yaz Kuraklığına Rağmen Yüksek Kuşak Çayırları[/color]
“Akdeniz’de yaz kurak, çayır olmaz” kolaycı bir cümle. Toroslar’da yükselti arttıkça yaz serinliği ve yerel konvektif yağışlar, karstik depresyonlarda (polye, uvala) su birikimi ile birlikte yayla çayırlarını mümkün kılar. Bahar sonu–yaz başında güçlü; yaz ortasında yağış kesilince kısmen zayıflayan fakat otlatma ve biçimle kültürel olarak sürdürülen çayırlar görürüz. Sedir ve ardıç kuşaklarının üzeri ve araları, uygun mikrohavzalarda çayır niteliği kazanır.
[color=]Marmara ve Ege: Nem Adaları ve Alüvyal Çayırlar[/color]
Marmara’nın kıyı şeridi ile içteki alüvyal ovalarda (örneğin suya doygun taşkın düzlükleri) yer yer çayır oluşur. Ege’de kıyı iklimi yazın kurak; ancak Gediz, Büyük Menderes gibi büyük grabenlerin tabanında sulama ağları, taşkın düzlükleri ve taban suyu yüksek kesimler, “tarımsal rejimli” çayırları besler. Bunlar doğal-yarıdoğal bir mozaiktir: sulama kesilirse hızla farklı örtülere dönebilir.
[color=]Güneydoğu Anadolu: Nadir ve Çizgisel Çayır İzleri[/color]
Genel iklim kurak; çayır, doğal olarak geniş alan kaplamaz. Kaynak başları, vadi içleri, mikroölçekli su toplama oyukları ve sulama kanalları çevresinde çizgisel, dar şeritli çayır görünümleri oluşur. Bölgenin çayır kapasitesi büyük ölçüde insanın suyu nasıl yönettiğine bağlıdır.
[color=]Zayıf Noktalar: “Bölge = Bitki Örtüsü” Eşitlemesi ve Saha Gerçeği[/color]
En kritik hata, “bölge” kavramını homojen sanmaktır. Bölge sınırları idari-kültürel haritalardan, bitki örtüsü ise yükselti, bakı, topoğrafya ve su rejiminden etkilenir. Aynı bölgede 10 km ileride, bakı değişince çayır bozkıra dönebilir. İkinci hata, insanı denklemin dışına atmaktır: aşırı otlatma, erken biçim, sulama-karık düzeni, drenaj kanalları, çayırı ya güçlendirir ya da bozar. Üçüncü hata, iklim değişikliğinin yükselti kuşaklarını kaydırdığını görmezden gelmektir; kar örtüsü süresindeki azalma ve erken erime, özellikle Doğu ve Karadeniz üst zon çayırlarını hassaslaştırır.
[color=]Erkeklerin Stratejik, Kadınların Empatik Yaklaşımı Nasıl Dengelenir?[/color]
Forumdaki deneyimlerden biliyoruz: Erkek kullanıcılar çoğu zaman “sorun–çözüm–sonuç” çizgisiyle gelir; rotasyonlu otlatma planları, biçim takvimlerinin optimizasyonu, drenaj ve sulama rejimi gibi teknik hamleleri savunur. Bu bakış, çayırın sürekliliği için kıymetli: otlatma yoğunluğu–toparlanma süresi–tohumlama döngüsü üçgeni, çayırın omurgasıdır.
Kadın kullanıcılar ise çoğunlukla “insan ilişkileri–iş bölümü–yerel bilgi” hattını güçlendirir; yayla takvimi, aile emeğinin paylaşımı, komşuluk dayanışması, tohumluğun korunması gibi alanlarda topluluğu örgütler. Bu da en az teknik kadar kritik: çünkü çayır, takvim ve emek uyumu olmadan yönetilemez.
Denge önerim: Rotasyon planını (strateji) kadınların örgütlediği biçim-otlatma “ritüeli” (empati ve sosyal uyum) ile birleştirelim. Rakamların yanında ninnilerin, ot biçme türküleriyle tohum takas şenliklerinin de yeri var; çünkü onlar bilgi taşıyıcısıdır.
[color=]Politika ve Uygulamada Tartışmalı Noktalar[/color]
1. Drenaj–sulama ikilemi: Taban suyu yüksek alanlarda verim için drenaj açmak cazip; fakat fazla drenaj çayırı kuraklaştırır. Nerede çizgiyi çekeceğiz?
2. Aşırı otlatma: Kısa vadede hayvan başına ot artıyormuş gibi görünür; uzun vadede tür çeşitliliği düşer, toprak sıkışır. Kim denetleyecek, nasıl uzlaşacağız?
3. İklim uyumu: Kar örtüsü süresi kısalırken biçim tarihi öne mi çekilmeli, yoksa geç biçimle tohum bağlamaya öncelik mi verilmeli?
4. Şehirleşme ve parçalanma: Alüvyal çayırların etrafını imar sardığında su rejimi bozulur. Ekosistem hizmetleri (su tutma, taşkın tamponu) kim için, nasıl korunacak?
[color=]Provokatif Sorular: Haritayı mı Konuşuyoruz, Yoksa Çizgiyi Çeken Kalemi mi?[/color]
– Gerçekten “Türkiye’de çayır Karadeniz ve Doğu Anadolu’da” cümlesi, Torosların üst kuşaklarını ve İç Anadolu’nun taban suyu alanlarını görmediğimizin itirafı değil mi?
– Doğu Anadolu’da 2.000 metrenin üstünde çayır sınırı, ısınmayla kaç metre yukarı kaçtı; elinizde sahadan veri var mı?
– İç Anadolu’da bir vadiye tek bir drenaj kanalı kazılınca “çayır”dan “bozkır”a düşüşü kaç sezonda yaşadınız?
– Rotasyonlu otlatmayı kâğıtta seviyoruz, peki köy içinde adil otlatma nöbetini kim tutuyor?
– “Verim” dediğimiz şey sadece kilo ot mu, yoksa erozyon kontrolü ve yaz serinliğinde gevşeyen bir nefes de verim mi?
[color=]Pratik Bir Bölgesel Özet (Keskin Çizgileri Değil, Eğilimleri Okuyalım)[/color]
– **Doğu Karadeniz:** Orman üstü zon yayla çayırları, sis ve orografik yağışla güçlü.
– **Batı/Kuzey Karadeniz’in iç kesimleri:** Vadiler ve suya yakın düzlüklerde çayır adacıkları.
– **Doğu Anadolu (Erzurum-Kars, yüksek havzalar):** Kar erimesi ve taban suyuyla süreklilik kazanmış çayırlar.
– **İç Anadolu:** Genel bozkır içinde vadi tabanı–kaynak başı çayırları; yıl ve su yönetimine çok duyarlı.
– **Toroslar (Akdeniz üst kuşak):** Yaz serinliği ve yerel yağışlarla yayla çayırları; karstik çanaklar kritik.
– **Marmara ve Ege:** Alüvyal ovalar ve taşkın düzlüklerinde, sulama/drenajla yönetilen yarıdoğal çayırlar.
– **Güneydoğu Anadolu:** Doğal çayır nadir; su ögeleri çevresinde çizgisel ve mozaik.
[color=]Forumdaşlara Açık Çağrı: Sahayı Konuşturalım[/color]
Haritayı masaya koyup “bölge paragrafları” okumak kolay. Zor olan, her birimizin sahadan getirdiği küçük ama altın değerindeki ayrıntıları birleştirmek. Biriniz Toroslarda geç biçimin tohum bağlamaya nasıl yaradığını anlatsın; bir başkası İç Anadolu’da bir drenaj kanalının çayırı nasıl hızla bozkıra çevirdiğini yazsın. Erkek forumdaşlar, rotasyon planı ve biçim takvimini rakamla getirin; kadın forumdaşlar, otlatma nöbetinin adil paylaşımıyla kavga çıkmadan nasıl uzlaşıldığını, yerel takviminizi ve ritüellerinizi paylaşın. Bu tartışma, çizgiyi çeken kalemi görünür kılarsa, çayırın nerede olduğunu değil, nasıl sürdürüleceğini de konuşmuş oluruz.
[color=]Son Söz: Çayır Bir Renk Değil, Bir Rejimdir[/color]
Türkiye’de çayır bitki örtüsü; Doğu Karadeniz’in orman-üstü kuşaklarından Doğu Anadolu’nun kar erimeli havzalarına, Torosların yayla çanaklarından İç Anadolu’nun taban suyu zengin vadi tabanlarına kadar uzanan, parçalı ama tutarlı bir rejimdir. Onu anlamak, “bölge” kelimesini değil, suyu, yükseltiyi, emeği ve iklimin değişen ritmini okumaktan geçer. Şimdi söz sizde: Kendi arazinizde çayırın çizgisi nereye kayıyor, kalemi kim tutuyor?
Merhaba forumdaşlar,
Konuya net bir iddia ile giriyorum: “Çayır”ı Türkiye coğrafyasında hâlâ gereğinden fazla genelliyoruz ve bu yüzden yanlış sorular sorup eksik cevaplar veriyoruz. Haritada bir bölgeyi bütünüyle “çayır” diye boyamak, gerçek araziyi, yükselti katlarını, mikroiklimleri ve insan etkisini yok saymak demektir. Gelin, ezberlere değil veriye ve sahaya dayalı, ama aynı zamanda kalbi de kulak veren bir tartışma açalım.
[color=]Önce Kavram: “Çayır” Neresi, “Mera” Neresi, “Bozkır” Neresi?[/color]
Çayır, genel olarak nemli koşullarda gelişen, biçilmeye uygun, çok yıllık otların baskın olduğu ve çoğu kez suya yakın (taban suyu yüksek, akarsu kenarı, dağ eteği selüvyonları) kesimlerde görülen bir örtüdür. Mera ise daha geniş bir şemsiye: otlatmaya ayrılmış alan; kurak yerlerde bozkır merası olur, nemli yerlerde çayır merası. Bozkır (step) ise yağış yetersizliğinin belirlediği, seyrek ve kurakçıl türlerle örülü bir sistemdir. Kısacası “çayır = her yerde yeşil ot” değildir; hidromorfik toprak, taban suyu, sis-yağışı ve kar erimesi gibi nem girdilerinin sürekliliği ister.
[color=]Bölgelere Göre Dağılış: Sadece “Karadeniz ve Doğu’da” Diyip Geçmek Neden Yetersiz?[/color]
Evet, ders kitabı cümlesi doğruya yakın: çayır, Türkiye’de en çok Karadeniz’in nemli, Doğu Anadolu’nun yüksek ve uzun süre kar örtülü kesimlerinde yaygındır. Ama bu, fotoğrafın sadece geniş açı kısmı. Detaya inmeden gerçek dağılımı anlayamayız.
[color=]Doğu Karadeniz ve Yüksek Karadeniz Sıradağları: Sis, Oroğrafik Yağış ve Yayla Çayırları[/color]
Doğu Karadeniz’in denize bakan yamaçlarında orografik yağış, yıl boyu yüksek nem ve yaz sisleri alt kuşakta ormanları, üst kuşakta ise orman-üstü zonunda (yaklaşık 1.800–2.400 m ve üstü, yerel farklılıklar saklı) yayla çayırlarını besler. Bu çayırlar genellikle yazları biçilir; otlatma baskısı arttıkça tür kompozisyonu değişir. Rize, Artvin, Giresun, Trabzon’un iç kesimlerinde “yayla çayırları”, su kaynaklarına yakın alanlarda daha kalın ot örtüleri oluşturur.
[color=]Doğu Anadolu: Kar Örtüsü, Geç Eriyen Karlar ve Taban Suyu Çayırları[/color]
Erzurum-Kars platosu ve Doğu Anadolu’nun yüksek havzalarında kışın kalın kar örtüsü ilkbaharda güçlü bir erime suyu girdisi sağlar. Özellikle çanak tabanlar, akarsu çökelleri, düzlükler ve çay yatağı yakınları “taban suyu çayırları” ile kaplanır. Yazın serin geceler ve düşük buharlaşma da bu çayırlara süreklilik kazandırır. Burada çayır, yalnızca “yüksekte olmak” değil; hidrografya, mikrorelief ve tarımsal kullanımın ince dengesidir.
[color=]İç Anadolu ve Geçiş Kuşakları: Çayır mı, Çayır-Bozkır mı?[/color]
İç Anadolu’nun genel karakteri bozkırdır; ancak vadi tabanları, kapalı havzaların kenarları, taban suyu yüksek alüvyal ovalar, kaynak başları ve sulak düzlüklerde “çayır adacıkları” çıkar. Bu alanlar sık sık “çayır-bozkır geçişi”dir; yağışın nispeten iyi olduğu yıllarda çayır baskınlaşır, kurak yıllarda bozkır türleri öne geçer. Yani haritada yekpare sınıflama çoğu yerde çöker; mevsimsellik ve suya erişim çizgiyi dalgalandırır.
[color=]Akdeniz ve Toroslar: Yaz Kuraklığına Rağmen Yüksek Kuşak Çayırları[/color]
“Akdeniz’de yaz kurak, çayır olmaz” kolaycı bir cümle. Toroslar’da yükselti arttıkça yaz serinliği ve yerel konvektif yağışlar, karstik depresyonlarda (polye, uvala) su birikimi ile birlikte yayla çayırlarını mümkün kılar. Bahar sonu–yaz başında güçlü; yaz ortasında yağış kesilince kısmen zayıflayan fakat otlatma ve biçimle kültürel olarak sürdürülen çayırlar görürüz. Sedir ve ardıç kuşaklarının üzeri ve araları, uygun mikrohavzalarda çayır niteliği kazanır.
[color=]Marmara ve Ege: Nem Adaları ve Alüvyal Çayırlar[/color]
Marmara’nın kıyı şeridi ile içteki alüvyal ovalarda (örneğin suya doygun taşkın düzlükleri) yer yer çayır oluşur. Ege’de kıyı iklimi yazın kurak; ancak Gediz, Büyük Menderes gibi büyük grabenlerin tabanında sulama ağları, taşkın düzlükleri ve taban suyu yüksek kesimler, “tarımsal rejimli” çayırları besler. Bunlar doğal-yarıdoğal bir mozaiktir: sulama kesilirse hızla farklı örtülere dönebilir.
[color=]Güneydoğu Anadolu: Nadir ve Çizgisel Çayır İzleri[/color]
Genel iklim kurak; çayır, doğal olarak geniş alan kaplamaz. Kaynak başları, vadi içleri, mikroölçekli su toplama oyukları ve sulama kanalları çevresinde çizgisel, dar şeritli çayır görünümleri oluşur. Bölgenin çayır kapasitesi büyük ölçüde insanın suyu nasıl yönettiğine bağlıdır.
[color=]Zayıf Noktalar: “Bölge = Bitki Örtüsü” Eşitlemesi ve Saha Gerçeği[/color]
En kritik hata, “bölge” kavramını homojen sanmaktır. Bölge sınırları idari-kültürel haritalardan, bitki örtüsü ise yükselti, bakı, topoğrafya ve su rejiminden etkilenir. Aynı bölgede 10 km ileride, bakı değişince çayır bozkıra dönebilir. İkinci hata, insanı denklemin dışına atmaktır: aşırı otlatma, erken biçim, sulama-karık düzeni, drenaj kanalları, çayırı ya güçlendirir ya da bozar. Üçüncü hata, iklim değişikliğinin yükselti kuşaklarını kaydırdığını görmezden gelmektir; kar örtüsü süresindeki azalma ve erken erime, özellikle Doğu ve Karadeniz üst zon çayırlarını hassaslaştırır.
[color=]Erkeklerin Stratejik, Kadınların Empatik Yaklaşımı Nasıl Dengelenir?[/color]
Forumdaki deneyimlerden biliyoruz: Erkek kullanıcılar çoğu zaman “sorun–çözüm–sonuç” çizgisiyle gelir; rotasyonlu otlatma planları, biçim takvimlerinin optimizasyonu, drenaj ve sulama rejimi gibi teknik hamleleri savunur. Bu bakış, çayırın sürekliliği için kıymetli: otlatma yoğunluğu–toparlanma süresi–tohumlama döngüsü üçgeni, çayırın omurgasıdır.
Kadın kullanıcılar ise çoğunlukla “insan ilişkileri–iş bölümü–yerel bilgi” hattını güçlendirir; yayla takvimi, aile emeğinin paylaşımı, komşuluk dayanışması, tohumluğun korunması gibi alanlarda topluluğu örgütler. Bu da en az teknik kadar kritik: çünkü çayır, takvim ve emek uyumu olmadan yönetilemez.
Denge önerim: Rotasyon planını (strateji) kadınların örgütlediği biçim-otlatma “ritüeli” (empati ve sosyal uyum) ile birleştirelim. Rakamların yanında ninnilerin, ot biçme türküleriyle tohum takas şenliklerinin de yeri var; çünkü onlar bilgi taşıyıcısıdır.
[color=]Politika ve Uygulamada Tartışmalı Noktalar[/color]
1. Drenaj–sulama ikilemi: Taban suyu yüksek alanlarda verim için drenaj açmak cazip; fakat fazla drenaj çayırı kuraklaştırır. Nerede çizgiyi çekeceğiz?
2. Aşırı otlatma: Kısa vadede hayvan başına ot artıyormuş gibi görünür; uzun vadede tür çeşitliliği düşer, toprak sıkışır. Kim denetleyecek, nasıl uzlaşacağız?
3. İklim uyumu: Kar örtüsü süresi kısalırken biçim tarihi öne mi çekilmeli, yoksa geç biçimle tohum bağlamaya öncelik mi verilmeli?
4. Şehirleşme ve parçalanma: Alüvyal çayırların etrafını imar sardığında su rejimi bozulur. Ekosistem hizmetleri (su tutma, taşkın tamponu) kim için, nasıl korunacak?
[color=]Provokatif Sorular: Haritayı mı Konuşuyoruz, Yoksa Çizgiyi Çeken Kalemi mi?[/color]
– Gerçekten “Türkiye’de çayır Karadeniz ve Doğu Anadolu’da” cümlesi, Torosların üst kuşaklarını ve İç Anadolu’nun taban suyu alanlarını görmediğimizin itirafı değil mi?
– Doğu Anadolu’da 2.000 metrenin üstünde çayır sınırı, ısınmayla kaç metre yukarı kaçtı; elinizde sahadan veri var mı?
– İç Anadolu’da bir vadiye tek bir drenaj kanalı kazılınca “çayır”dan “bozkır”a düşüşü kaç sezonda yaşadınız?
– Rotasyonlu otlatmayı kâğıtta seviyoruz, peki köy içinde adil otlatma nöbetini kim tutuyor?
– “Verim” dediğimiz şey sadece kilo ot mu, yoksa erozyon kontrolü ve yaz serinliğinde gevşeyen bir nefes de verim mi?
[color=]Pratik Bir Bölgesel Özet (Keskin Çizgileri Değil, Eğilimleri Okuyalım)[/color]
– **Doğu Karadeniz:** Orman üstü zon yayla çayırları, sis ve orografik yağışla güçlü.
– **Batı/Kuzey Karadeniz’in iç kesimleri:** Vadiler ve suya yakın düzlüklerde çayır adacıkları.
– **Doğu Anadolu (Erzurum-Kars, yüksek havzalar):** Kar erimesi ve taban suyuyla süreklilik kazanmış çayırlar.
– **İç Anadolu:** Genel bozkır içinde vadi tabanı–kaynak başı çayırları; yıl ve su yönetimine çok duyarlı.
– **Toroslar (Akdeniz üst kuşak):** Yaz serinliği ve yerel yağışlarla yayla çayırları; karstik çanaklar kritik.
– **Marmara ve Ege:** Alüvyal ovalar ve taşkın düzlüklerinde, sulama/drenajla yönetilen yarıdoğal çayırlar.
– **Güneydoğu Anadolu:** Doğal çayır nadir; su ögeleri çevresinde çizgisel ve mozaik.
[color=]Forumdaşlara Açık Çağrı: Sahayı Konuşturalım[/color]
Haritayı masaya koyup “bölge paragrafları” okumak kolay. Zor olan, her birimizin sahadan getirdiği küçük ama altın değerindeki ayrıntıları birleştirmek. Biriniz Toroslarda geç biçimin tohum bağlamaya nasıl yaradığını anlatsın; bir başkası İç Anadolu’da bir drenaj kanalının çayırı nasıl hızla bozkıra çevirdiğini yazsın. Erkek forumdaşlar, rotasyon planı ve biçim takvimini rakamla getirin; kadın forumdaşlar, otlatma nöbetinin adil paylaşımıyla kavga çıkmadan nasıl uzlaşıldığını, yerel takviminizi ve ritüellerinizi paylaşın. Bu tartışma, çizgiyi çeken kalemi görünür kılarsa, çayırın nerede olduğunu değil, nasıl sürdürüleceğini de konuşmuş oluruz.
[color=]Son Söz: Çayır Bir Renk Değil, Bir Rejimdir[/color]
Türkiye’de çayır bitki örtüsü; Doğu Karadeniz’in orman-üstü kuşaklarından Doğu Anadolu’nun kar erimeli havzalarına, Torosların yayla çanaklarından İç Anadolu’nun taban suyu zengin vadi tabanlarına kadar uzanan, parçalı ama tutarlı bir rejimdir. Onu anlamak, “bölge” kelimesini değil, suyu, yükseltiyi, emeği ve iklimin değişen ritmini okumaktan geçer. Şimdi söz sizde: Kendi arazinizde çayırın çizgisi nereye kayıyor, kalemi kim tutuyor?